Terörizmin dünya gündeminin ilk sırasına yerleştiği günümüzde, 'terör', 'terörist' ve 'terörizm' tanımı da çok büyük bir önem kazandı. Her ülke kendi ulusal çıkarları doğrultusunda terörizmi tanımlıyor, bir terörist profili çiziyor ve terör örgütü listesi oluşturuyor. Bazı ülkeler için "terörist örgüt" olarak görülen gruplar, diğerleri için özgürlük savaşçısı, bazıları için "terörist ülke" olarak görülen ülkeler, bir diğeri için "sadık müttefik" olabiliyor. O halde terör nasıl tanımlanmalı, kimin terörist olduğuna nasıl karar verilmelidir?
1) Sivil insanların hedef alınması: Ülkesi işgal edilmiş bir ulusun işgal ordusuna karşı direnmesi elbette meşru bir haktır. Ama eğer bu direniş sivil insanlara yönelik şiddet eylemlerini de içermeye başlarsa, bu hak ortadan kalkar ve terörizm başlamış olur. Bu kitapta göreceğimiz gibi, bu tanım İslam'ın savaş hakkındaki kurallarına da tamamen uygundur. Hz. Muhammed (sav), Müslümanlara savaş açanlara karşı savaşmayı emretmiş, ancak sivillerin kesinlikle hedef alınmaması, aksine güvenliklerine özen gösterilmesi talimatını vermiştir. Kuran'da savaş ancak savunma amaçlı helal kılınmıştır. Fiili saldırıya maruz kalan bir Müslüman bu saldırı karşısında kendisini koruyabilir, ancak asla bu saldırıyı bahane ederek saldırıyı yapan kimse dışında birine karşı mücadeleye girişemez. Sivillere saldıramaz. Bunu yapan kişi İslam'ın hükümlerine göre suç işlemiş olur.
2) Barışın bozulması: Askeri veya resmi hedeflere yönelik saldırılar da terör kapsamına alınabilir. Eğer ortada ilan edilmiş bir savaş hali yoksa, aralarında barış bulunan iki ülkenin (veya toplumun) barış halini bozmak için askeri bir hedefe de olsa saldırı düzenlemesi terörizmdir.
Barışı bozan ya da savaş hali dahi olsa sivilleri hedef alan her saldırı terörizmdir. Bu tür bir saldırının savunulması, haklı görülmesi, onaylanması düşünülemez.
Bu nedenle de terörizmle yapılacak mücadele çok kapsamlı, her aşaması dikkatle düşünülmüş ve bu büyük bataklığı tamamen yok etmeye yönelik olmalıdır. Bunun için de önce terörün her türlüsünün, kime karşı ve ne şekilde olursa olsun lanetlenmesi, her ülkenin ve her ferdin terörle kendi arasına çok büyük bir mesafe koyması gerekmektedir. Terör, kim tarafından ve ne şekilde uygulanırsa uygulansın, her yerde terördür. Dindar bir Müslüman kişisel teröre de devlet terörüne da karşıdır. Samimiyetle teröre karşı olan kişi, Dünya Ticaret Merkezi'nde binlerce masum insanın insafsızca öldürülmesine, Japonya'da ya da İspanya'da meydana gelen terörist saldırılarda hayatını kaybeden masum insanlara, Doğu Türkistan'da, Endonezya'da masum sivillerin hayatlarını yitirmelerine, Ruanda'da yarım milyondan fazla Hutu'nun katledilmesine, İsrail'de ve Filistin'de insafsızca katledilen savunmasız insanlara ya da dünyanın herhangi bir bölgesinde terörist saldırılar nedeniyle hayatını yitiren insanlara aynı şekilde sahip çıkar. Terörün her türlüsünü, hangi nedenle ve hangi hedefe yönelik olursa olsun, en şiddetli şekilde kınar. Böylece teröristler hiçbir ülkenin sınırları içinde var olamayacak, hiçbir ülkeden destek alamayacak ve yaşam sahalarını tam anlamıyla yitireceklerdir.