Terörizmle yapılacak mücadelenin kesin sonuca ulaşabilmesi için hedefin doğru tespit edilebilmesi, yöntemlerin de buna göre belirlenmesi gerekir. Bu nedenle bu kitapta bir yandan terörün neden olduğu felaketler üzerinde dururken bir yandan da terörün asıl çıkış noktasını vurguladık. Terörün çıkış noktası, şiddeti, çatışmayı ve anarşiyi tek yol olarak sunan ideoloji ve akımlardır. Bir terörist, masum insanları katleder, kamu huzurunu ve düzenini bozarken kendisine empoze edilen fikirlerin ve görüşlerin etkisi altında, sözde makul bir mücadele içinde olduğunu düşünür. Ne zaman ki bu kişi, kendisini şiddete iten ideolojilerin yanlışlığını ve mantıksızlığını anlar, bu ideolojilerden yola çıkarak bir yere varamayacağını kavrarsa, işte ancak o zaman terörden vazgeçer. Aksi takdirde -teröre kaynak olan ideolojilerin yanlışlıkları ve çelişkileri ifşa edilmedikçe, bu ideolojiler yıkılmadıkça-, terörizme karşı alınan tedbirler hep kısa süreli olacak, bir süre sonra terör, başka yerlerde, başka koşullarda, bambaşka bir yüzle yine insanlığın karşısına çıkacaktır.
İşte bu nedenle terörizmin sona ermesi ancak terörün fikri alt yapısının tamamen ortadan kaldırılması ile mümkündür. Kitabın ilerleyen bölümlerinde terörün fikri dayanağının Darwinizm ve Darwinizm'den hayat bulan materyalist akımlar olduğunu göreceksiniz. Materyalizmin Darwinizm ile birlikte insanlara verdiği, 'yaşam bir mücadele alanıdır', 'yalnızca güçlü olanlar ayakta kalabilirler ve zayıf olanlar elimine olmaya mahkumdur', 'insan ve tüm kainat kör tesadüflerin eseridir, dolayısıyla kimse yaptıklarından dolayı kimseye karşı sorumlu değildir' gibi telkinler, insanları adeta hayvanca bir yaşama sürüklemektedir. Bu durumun doğal bir neticesi olarak da acımasızlık, saldırganlık ve şiddet olağan karşılanır hale gelmektedir.
Teröre başvuran, hedefine ancak şiddet yolu ile ulaşabileceğini savunan kişi, hangi dine, hangi ırka, hangi gruba mensup olursa olsun aslında materyalist düşüncenin ve Darwinizm'in etkisi altında kalarak bu eylemi gerçekleştirmektedir. Buna zaman zaman din adına ortaya çıktıkları iddiasında bulunan terörist gruplar da dahildir. Çünkü gerçek din ahlakını yaşayan kimsenin şiddeti çözüm yolu olarak benimsemesi, insanları öldürerek ve katlederek amacına ulaşmaya çalışması kesinlikle mümkün değildir. Dolayısıyla bu tarz kişiler uygulamaları ile din ahlakının tam tersi bir yaşam sürmektedirler ve eylemlerini materyalist ideolojilerin etkisi ile gerçekleştirmektedirler.
İslam Terörü Lanetler" isimli kitabımızda İslam dininin -kime karşı yapılırsa yapılsın- terörün her türlüsünü şiddetle lanetlediğini belirtmiş ve İslam ahlakının insanları barışa, anlayışa ve uzlaşıya davet ettiğini, Kuran ayetleri ışığında anlatmıştık. Terörizmi sadece kendi tarafına yapıldığı takdirde kınamanın bir samimiyetsizlik olduğunu, böyle bir yaklaşımın terörle mücadeleyi zayıflatacağını, İslam ahlakına sahip olan bir kişinin terörün her türlüsüyle mücadele etmesi gerektiğini vurgulamıştık. Bu fikri mücadelenin temelini ise din ahlakının insanlara anlatılması oluşturmaktadır.
Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam'a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir. (Araf Suresi, 199) Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi, 104) | ||||
Günümüzde politikacılar, siyaset uzmanları ve çeşitli akademisyenler de terörizm bataklığının sadece askeri güç kullanılarak kurutulmasının mümkün olmadığı konusunda hemfikirdirler. Biz de bu kitabımızda terörü ortadan kaldırmanın ancak sevgi, merhamet ve barış ile mümkün olabileceğinin üzerinde duracağız. Allah'ın elçileri vasıtasıyla gönderdiği hak dinler bizlere bu konuda gerçek birer yol göstericidirler. Bu nedenle de kitapta Kuran'dan ve Eski ve Yeni Ahit'ten (Eski ve Yeni Ahit zaman içinde tahrif edilmiştir. Ancak içlerinde İslam ahlakına uygun bölümler de muhafaza edilmiştir.) örnekler vererek terörün tüm İlahi dinlerce yasaklanan, lanetlenen bir zorbalık olduğunu ortaya koyacağız. Ayrıca terör ile tek mücadele yönteminin din ahlakının insanlara kazandırdığı sevgi, şefkat, merhamet, tevazu, ince düşünce, affedicilik, anlayış ve adalet anlayışı olduğunu tarihten örneklerle gözler önüne serecek ve "Allah barış yurduna çağırır..." (Yunus Suresi, 25) ayeti gereği, insanları barış ve sevgi dolu bir dünya oluşturma konusunda gayret göstermeye davet edeceğiz.